İSMAİL DURSUN KUZUCU

Tarih: 27.11.2017 22:51

Kahraman Gazimiz (Bir Yaşam Hikâyesi)

Facebook Twitter Linked-in

-1-

Çelebi Karaağaç Köyü´nde 1966 Yıllarında başlayan çocuklarını okutma alışkanlığı her ailede olduğu gibi Hulusi Amca ve ailesinde de büyük bir arzu ve istek haline gelmişti. Hulusi Amca köye de babadan kalma üç göz kerpiç evinde dört oğlu ve üç kızıyla yaşam için büyük bir mücadele veriyordu. Kışları köyüne geliyor yazınki ırgatlık ve inşatlarda çalışma ile kazandığı paralarla bahara kadar duruyor, baharın gelmesiyle yorganı sırtlanıp başta Ankara olmak üzere ülkemizin çeşitli yerlerine amele olarak inşatlarda çalışmaya gidiyordu.

O yıllarda köyümüzde öğretmen okuluna gitmek, okumak, yarış haline gelmişti. Birçok aile bu imtihanlara çocuklarını hazırlamaya çalışırdı. Burayı kazanamayanlarda Kırıkkale veya Ankara´da akraba yanında ya da gece kondu bir iki göz derme çatma evler yaparak çocuklarının okumalarını sağlamaya çalışıyorlardı.

Hulusi Amcanın Eşi Sürmeli Teyze çocuklarının geleceğinden çok endişeliydi. ?´Akrabaların, komşuların çocukları çeşitli mekteplere gidip okuyorlar. ?´Onlar yârin büyük adam olurlar. Biz bu çocuklara şimdiden bir şeyler yapmalıyız´´ diye düşünüp dururken konuyu Hulusi Amcaya açmaya karar verdi.

O gün akşam olmuş çorbalar, yemekler yendikten sonra ?´Herif, sana bir şeyler söyleyeceğim. Artık bazı şeyleri konuşmamızın zamanı geldi. Yârin çok zaman geçmeden şu çocukların durumunu bir konuşalım´´ derim.

Hulusi Amca gülümsemeli bir tavırla´´ Söyle hele Hanım ağzındaki baklayı bir çıkart bakalım´´ der.

-Herif, beni iyi dinle: Biz beş baş horantayız. Emmilerimizin, dayılarımızın, komşularımızın çocuklarının çoğu öğretmen mektebine gittiler. Yârin bir muallim olup gelirler. Falancalarda Kırıkkale´ye dayısının yanına çocukları göndermişler. Köylülerimiz hep çocuklarını bir şekilde okutmaya çalışıyorlar. Bizim çocuklar köy yerinde kalırlarsa yârin çoban bile tutmazlar. Arazimiz, tarlamız dersen zaten yok. Gel etme Herif, biz de Kırıkkale´ye göçelim.

Biraz önce gülümseyen Hulusi Amca´nın suratı değişip kızarıp bozararak Hanımına:

-Hanım sen ne diyorsun. Bizim hiç şehre gidecek durumumuz mu var? Kapıdaki iki dana, bir inekten başka neyimiz var?

-Olsun Herif, Allah varken kale yok. Kırıkkale´de kardeşlerim, akrabalarımız var; onlar bize yardımcı olurlar. Ağabeyim ?Kara Ahmet´ usta. Hatta bize bir iki gözde yanlarına gecekondu yaparlar. Sen yine çalışın gündeliğe gidersin. Aha çocuklarda büyüdü simit satarlar, su satarlar geçinmeye çalışırız. Hiç olmazsa çocuklarımızın geleceğini kurtarıp bir iş güç sahibi yaparız. Köy yerinde kalırsak çocuklarımıza çok yazık ederiz. Gel ne olur beni dinle, inat etme de şehre gidelim.

Kadının fendi erkeği yendi.

Kardeşlerinin yardımı ile Kırıkkale de iki göz gecekondu yapıp çocukları seviyelerine göre okullara yerleştirdiler. Artık şehir yerinde ahşap iki üç göz gecekondu da olsa başlarını sokacak bir yerleri vardı.

Hulusi Amca ve Sürmeli Teyze dağlar kadar sorunları ile yaşamaya çalışıyorlardı.

Orada bir duman tütüyor, bir ışık yanıyor fakat nasıl yanıyor, nasıl tütüyor onu bir tek yaşayanlar biliyordu.

Baba inşatlara yevmiye ile gidiyor. Çocukların kimi simit satıyor, kimi el arabasıyla pazarda taşımacılık yapıyordu. Herkes çalışıyor fakat bu mütevazı yaşama bile gelirleri yetmiyordu.

Tüm bunlar olurken Hulusi amca ?´Benim evime beş lira aylık gelse gül gibi geçinirim´´ diyordu.

Hulusi amca çok hastadır. Ogün sabaha kadar ateşler içinde inliyor. Terleyen elbiselerini kurutup tekrar giyiyordu.

Sabah olurken Sürmeli Teyze:

-Sen bu halde işe gidemezsin. Bugün evde istirahat et, iyi ol da öyle git.

-Sen ne dersin Hanım ben işe gitmezsem çoluk çocuk ne yer, içer. Elektrik su parasını vermezsek elektriğimizi, suyumuzu keserler. Bakkal zaten veresiye vermez. Çocukların okulundan para istemişler. Askerdeki oğlumuza kaç aydır para gönderemiyoruz. Hasta masta işe gideceğim. Başka çaremiz mi var?

Sabah kalkar elbiselerini giyip evinden daha yüz metre gitmiş olacak ki sol tarafını tutarak yere yığılır. Hemen hasta haneye götürürler. Doktorlar tüm çabalara rağmen kurtaramazlar.

Evde büyük bir yas. Çalışabilecek yaştaki büyük oğlan askerden gelene kadar babasının öldüğünü öğrenemedi. Ogün ileri gelenler ?´Gelip gitmesi masraf en iyisi babasının öldüğünden haberi olmasın´´ dediler.

En büyük oğlu askerde diğerleri okul çağında olan Sürmeli Teyze maddi imkânsızlıklar içinde kıvranıp duruyordu.

Baba öldükten sonra küçük oğlan Zülkarneyn MKE Çırak okuluna girdi. Peşinden ortaca oğlan Astsubay okuluna, askerdeki Ramazan büyük oğlanda Maliyeye girdi. Bir kapıyı kapatan Mevla´m bin kapı açmaya başlamıştı.

Durum tersine dönmüş ailenin tüm fertleri birer iş imkânına kavuşmuş, hepsi de evlenmiş yurt yuva sahibi olmuştu.

Ailenin en küçük oğlu Zülkarneyn çırak okulundan Silah Fabrikasına geçerek iyi bir iş imkânına kavuşunca evlenmiş, babasından kalma gecekonduda annesini de yanına alarak yaşamaya başlamıştı.

Yaklaşık bir yıl sonra Zülkarneyn ve Hülya çiftinden bir oğlan çocuğu olunca babalarının adını koyarak ona Hulusi adını verdiler.

Hulusi daha doğar doğmaz sevimli bir çocuktu. Büyüdükçe daha da güzelleşti çevrede herkesin sevdiği aradığı bir çocuk durumuna geldi. Komşular, akrabalar Hulusi´yi çok seviyorlar adını dillerinden düşürmüyorlardı. Komşuların kızları, gelinleri, anneleri, babaları Hulusi´yi o kadar çok seviyorlar ki ne adını ne kendini yere düşürmüyorlardı.

Hulusi büyüdü genç delikanlı oldu hala milletin sevgilisi ve nazlısıydı. Beyefendi duruşu, doğruluğu, düzgünlüğü, vatan ve millet sevgisiyle yine milletin sevdiği takdir ettiği bir kişiliğe sahipti.

Esmer, esmerlerin en yakışıklısıydı. Okulda anlaştığı gönlünü verdiği Yağmur´una kavuştu, güzel bir de düğünleri oldu. Bu evlilikten dünya tatlısı bir kızları oldu ona da´´ Annesi yağmur, buda Damla olsun, hepsi su ya, sular biri birine kavuşsun´´ dediler.

O zamanlar ülkemizde herkes istediği mesleği seçip çalışamıyorlardı. Hulusi´de başvurduğu tüm iş arayışları içinde askeriyede as subay olarak göreve başladı. Mesleğini çok seviyordu. İlk olarak Yozgat ili Sorgun ilçesinde Jandarmada göreve başladı. Bu dönemde de çalıştığı arkadaşları içinde sevildi, sayıldı. Yaklaşık iki yıl görev yaptıktan sonra Bitlis Tatvan a tayini çıktı.

Kendisine ?´Oralar çok tehlikeli aman dikkat et´´ diyenlere:

?´Elbette dikkat edeceğiz yalnız memleketimi de birkaç çapulcuya bırakacak değiliz´´ diyerek cevap vermiştir.

O gözü pek korkusuz bir kahramandı. Ülkesi milleti için gözünü kırpmadan bu vatan için canını vermeye hazırdı?

Yalnız annesi, babası, babaannesi için durum biraz farklıydı. Televizyonu açtıklarında özellikle haberleri dinlememeye gayret ediyorlardı. Ülkemizin bir bölümündeki karışıklıklar, gelen şehit ve gazi haberleri hep endişe içinde olmalarına sebep oluyordu. Anne baba daha vakur gözükürken Babaanne: ?´Hulusi´m çok kötü yerde çalışıyor. Haftanın üç günü evde dört günü dağda terörist arıyorlar. Hangi dağda hangi belde geziyorlar bilmiyoruz.  Geçen hep beraber yanına gittik Hulusi´min yüzünü doğru dürüst iki ker göremedim. Hep dağda beldeler. Yüreğim hep kabarıyor. Doğuda ana kuzuları yok yere ya şehit ya gazi oluyor. Allah ana kuzularını korusun. İçlerinde Hulusi´mde korusun´´ diye dua ediyordu.

Not: Hikâyenin devamı haftaya yayınlanacak.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —