Kendimizi bildik bileli şehitlik mertebesinin ne büyük bir makam olduğu her Türk Gencine iliklerine kadar zikrederek anlatılırdı. Askere giden herkes asker ocağının’’ Peygamber Ocağı’’ olarak bilir, canı pahasına canından üstün kıldığı değerler üzerine canını vermekte bir an bile tereddüt etmezlerdi. Şimdi paran varsa askerlik yapmazsın; kanunu çıkarılarak, zenginlerimizin çocuklarını şehit olmaktan mahrum edecekler! Bu duruma zenginlerimiz çok ama çok kızacaklar! Bizim çocuklarımızı şehit olma özgürlüğünden nasıl mahrum edersiniz diye! Çünkü gerçekten şehitlik güzel Bir şeyse zenginlerimiz ve büyüklerimiz bir yolunu bulur, şehitlik makamını da kimselere vermezlerdi…
Ey fakir kardeşim:
Yine her zamanki olduğu gibi ülke savunmasındaki en büyük yük senin üzerine düştü. Yine senin canını ortaya koydular. Sana nohut, mercimek, iki torba kömür laik görülürken; seni devamlı namlunun ucuna koydular.
Tarlada çalışan, çoban olan, ırgat olan sen; ürettiğin en iyi mahsulü yiyen içen kim.
Maden de yerin yedi kat altında çalışan sen, ölen sen; bu ürünleri kullanıp para kazanan, göbek kaşıyanlar kim?
Sen çocuklarının beslenme, barınma, eğitim giderleri için yokları oynarken; köpeğinin mamasını yurt dışından getirenler kim?
Sana günahları ve sevapları sıralarken yüksek sesten anlatanlar; kendileri perde arkasında her türlü günah dediğin şeyleri kıs kıs sırıtarak yapanlar kim?
Sen köyünden ve kentinden bir kere bile dışarı çıkmadığın halde; kışları yurtdışında sıcak ülkelerde, yazları deniz sahilinde yıldızı çok otellerde vur patlasın çal oynasın geçirenler kim?
Askerlik yapmak en büyük vatan görevidir. Şehitlik en yüce şahadet mertebesidir diye sana telkin verip, ‘’deveyi hamutuyla yutup,’’ askerlik zamanı gelince sıvışanlar kim?
Davul, zurna, halaylarla seni askere gönderdiler. Seni pohpohlayıp ne kadar kahraman bir ırkın mensubu olduğunu şiirlerle yüksek telden anlattılar. Sana annen ve yakınların kına yakıtılar, vatana kurban ol diye. Bir fakirhaneden çıktın asker ocağına. Elinde süngün dimdik durdun sınırda. Canını verdinde de sokmadın düşmanı vatanına.
O gün televizyonları açtığımızda spiker Güney Doğu da’’ Şu bölgede hain bir pusuda üç asker şehit, beş asker yaralı’’ dendiğinde sadece fakir mahallelerdeki annelerin yürekleri
ağzına geldi. Sadece bu bölgelerdeki insanlar haber kaynaklarını pür dikkat izlediler. Sen yine de ‘’Oğlum vatana kurban olsun, vatan sağ olsun’’ dedin. Fakat ışıltısı parlak semtlerdeki tüm eğlence yerleri sabahlara kadar açık, ağzına kadar dolu, kadehler patlatılırken bazı’’ şereflere,’’ şehitlerimizin olduğundan bunların haberleri bile olmadı.
Yazımızı şu bilinen dörtlükle sonlandıralım:
“Yemen yolu çukurdandır.
Karavana bakırdandır
Zenginimiz bedel öder
Askerimiz fakirdendir.”
