On Altı Nisanda yapılacak Anayasa için´ EVET´´, ?HAYIR´ çalışması, iktidarın görsel ve basılı yayınlarda ki görüntü üstünlüğü ile sürüp gidiyor. Devlet imkânlarının, görsel ve yazılı basının kendilerine verdiği üstünlüklerine karşı, HAYIR´ların kamuoyu yoklamalarında önde, EVET´lerin geride olması iktidarı adata ne yapacağını bilmez bir duruma sokmaktadır.´ EVET,´ görsel olarak yolda, belde, dağda, taşta, havada suda varken,´ HAYIR´ çalışmalarının hemen hiçbir yerde görülmemesi ise´ yarışa tek başına giren ´Topal Atın´ yarış kazanmasına benzetilmektedir.
Evet, çalışmasını samimi ve içten olarak Cumhurbaşkanımız ve başbakanımızdan başka kimselerin yürütüyor ve çalışıyor olmaması dikkatlerden kaçmamaktadır. Her ne kadar iktidar partisi EVET ?ti savunuyor gözükse de, iktidar yakasında demokrasiye gönül vermiş, hür ve bağımsız düşünceye sahip birçok vatandaşımızın´ EVET´ ti içlerine sindiremediklerini çevremizdeki, tanıdığımız birçok kişi ile ikili ve samimi görüşmelerde dile getirmektedirler. AKP´ye gönül vermiş birçok vatandaşımızın´´ Aman ha kimseler duymasın biz de´ HAYIR ?cıyız. İyi çalışın bizi de kendinizi de kurtarın´´ diyerek görüşlerini sıralamaktadırlar.
Uzaktan tanıdığım biri karşı yoldan seslenerek:
?´Hocam ne yapacağız EVET mi, HAYIR mı diyelim´´ diyerek yanıma geldi.
Baktım çok heyecanlı, gözleri büyümüş, şakakları kızarmış gerçekten gelecekten çok endişeli olduğu tüm bedenine yansımıştı.
Kendisinin iktidar partisi yanlısı olduğunu biliyordum. İçimden nasıl olsa kararı belli, başımdan çabucak savmak istercesine?
Biliyorsun ben MHP´liyim. Genel başkanımız ne derse o olur diyerek geçiştirmeye çalıştım.
Adam bu sözlerim üzerine hem sinirlendi, hem gürledi. İşaret parmağını gözüme sokarcasına?
?´Olmadı Hocam, olmadı. Siz bu millete demokrasiyi öğrettiniz. Eğer tek adam rejimine evet derseniz Atamızın ve bu milletin üzerinizde ki hakkı ile yaşarsınız. En azından bu milletin bir evladı olarak ben size hakkımı helal etmem´´ dedi.
Büyük bir şaşkınlık içindeydim. Daha önce ciddiye almadığım kişinin sözleri beni mıh gibi kendisine çevirdi.
Ne diyeceğimi bilemeden, biraz heyecanlandım.
-Ben şimdi MHP de görev yapıyorum partimin görüş ve düşüncelerine aykırı davranmam etik de olmaz, doğruda olmaz.
Arkadaş tekrar söze başladı:
?´Hocam sen ne diyorsun? Olayın ciddiyetini bilmiyor musun? Yoksa benimle dalgamı geçiyorsun?
Ben tam on dört yıldır iktidara oy verdim. Yârin seçim olsa belki düşünmem yine de veririm. Fakat bu başka bir şey. On dört yıldır bu ülkeyi tek başlarına idare etmediler mi? Ne istedilerse yapmadılar mı?
Olmaz, olmaz. Hoca aklını başına al. Senin yaklaşık kırk yıldır anlattığın demokrasiyi çöpe atmak istiyorlar. Ben geleceğimi, torunlarımın geleceğini, ülkemin geleceğini, Türklüğün geleceğini bir kişiye vermem, veremem. Sen zannetme ki millet´ EVET´ diyecek. Halkımızın çoğu korkudan konuşamıyor. Konuştuğun kişilerde senin kim olduğunu bilmezlerse onların ?EVET´ diyenlerine sakın inanma.´´
Sonra yüzüme ve direk gözlerimin içine baka baka, hırçın bir şekilde sözlerine devam etti.
?´Ben hocaları akıllı zannederdim. Hocam akıllı ol, iyi düşün. Bak çevrendeki başkanlıkla idare edilen ülkelerin başına neler geldiyse senin de başına aynısını, belki fazlasıyla getirmeye çalıştıklarını sakın aklından kaçırma. Senin Genel Başkanın bile´´ Bir oyum var Evet vereceğim´´ dedi. Aslında bu deyişi ile teşkilatlarını zorlamadığı, onlara üstü kapalı mesaj vermiş olamaz mı?´´
Baktım adam akıllı, adam bilinçli. Ne dediğini ve diyeceğini tane tane ve seçerek konuşuyor. Lafı fazla uzatmamak için sana son birkaç sözcükte ben söyleyeyim, işim acele ayrılacağım dedim.
Sevgili hemşerim:
EVET´ i de de HAYIR´ı da´ veren bizim vatandaşımızdır. Halkımız neyi isterse o olur. Her halk eğitimi, kültürü, görgüsü, yaşadıkları, gördükleriyle, laik olduğu düzeni kendisi getirir. Görüyorum ki siz oyunuzu her ne olursa olsun kullanacak ve oyunuza sahip olacaksınız. İnşallah tüm vatandaşlarımız ister ?EVET´ isterse´ HAYIR´ desin ama Anayasanın değişen tüm maddelerini okuyarak bilinçli bir şekilde oyunu versin. Sonunda kazananda kaybedende Türk Millet olacaktır. Sonra ah bana vah bana demenin bir öneminin kalmayacağını herkes anlasın.
Bende adamı şapkalı, bir şeyden anlamaz, birazda sünepe görürken, adamda âmâda akıl ve düşünce varmış demekten kendimi alamadım.
Adam gitti, ben adamın arkasından baka kaldım.
Hani derler ya ?´İnsanı üstü başı kılık kıyafetiyle karşılarsın, konuşmasıyla da uğrularsın.´´
Bizim durum, ortam tamda buna benzedi?